Prof. Dr. Gül İrepoğlu, Türkuaz renginin tarih boyunca taşıdığı kültürel ve sanatsal değeri detaylı bir şekilde inceleyerek, bu rengin sadece estetik bir tercih olmadığını, aynı zamanda derin anlamlar ve sembolizm barındırdığını ortaya koydu. Türkuaz, adını Farsça’da “Türk taşı” anlamına gelen kelimeden alan, özellikle Orta Doğu ve Anadolu coğrafyasında tarihi eserlerde sıkça rastlanan bir renk olarak biliniyor.
İrepoğlu’nun araştırmalarında, türkuaz renginin özellikle Osmanlı ve Selçuklu döneminde mimari süslemelerde, çinilerde ve halılarda önemli bir yere sahip olduğu belirtiliyor. Bu renk, hem gökyüzü ve denizle ilişkilendirilerek huzur ve sükunet anlamına geliyor, hem de koruyucu ve şifa verici özellikleriyle halk arasında mistik bir değer taşıyor. Anadolu’da çeşitli medeniyetler tarafından benimsenen türkuaz, zamanla bölgenin kültürel mirasının vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiş.
Prof. Dr. İrepoğlu, türkuaz renginin sadece Türkiye’de değil, Orta Doğu ve Akdeniz medeniyetlerinde de önemli bir yer tuttuğunu vurguluyor. Mimaride, özellikle camilerde kullanılan türkuaz renginin, maneviyatı ve kutsallığı pekiştirdiği kaydediliyor. Ayrıca, türkuaz taşının çeşitli dini ve kültürel ritüellerde koruyucu bir tılsım olarak kullanıldığına dikkat çekiyor.
Araştırmacı, günümüzde türkuaz renginin modern tasarım ve dekorasyonda da popülerliğini koruduğunu, özellikle deniz ve doğa temalı projelerde tercih edildiğini ifade ediyor. Türkuazın tarih boyunca taşıdığı anlamların, çağdaş sanat ve kültürde yeniden yorumlandığını belirten İrepoğlu, bu rengin yalnızca geçmişin değil, aynı zamanda geleceğin de bir parçası olduğunu savunuyor.
Sonuç olarak, Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun çalışması, türkuaz renginin çok katmanlı tarihini ve kültürel önemini gün yüzüne çıkartarak, bu rengin sadece görsel bir güzellik değil, aynı zamanda derin bir kültürel miras olduğunu kanıtlıyor. Araştırma, Türkiye ve çevre coğrafyalarındaki tarih ve sanat meraklıları için önemli bir referans kaynağı oluşturuyor.




